SESSİZLİĞİ DİNLEMEK...
19/1/2009 · Kategori: EDEBİYAT

Meditasyon nedir?
Meditasyon Hintlilere has bir metot değildir. Basit anlamıyla bir teknik de değildir. Onu öğrenemezsiniz. O bir gelişmedir; tüm yaşamınızdan gelen, tüm yaşamınızın gelişmesidir. Meditasyon, olduğunuz şeye eklenebilen bir şey değildir. Size, ancak temel bir değişim ile, bir mutasyonla gelebilir. O bir çiçek açmadır; bir büyümedir. Meditasyona doğru büyümelisiniz.
Kişiliğin tümüyle çiçek açması doğru anlaşılmalıdır. Aksi halde, insan kendisi ile oyunlar oynayabilir, zihinsel numaralar ile kendini oyalayabilir. Üstelik de o kadar çok oyun var ki! Aldatılırsınız, hiçbir kazancınız olmaz ama gerçek anlamda hiçbir zarar da görmezsiniz. Meditasyonun ― onu bir metot olarak ele alırsanız ― bir takım hileler, numaralar içerdiğini düşünmek temelde yanlıştır. İnsan zihinsel oyunlar oynamaya başladığında zihin yozlaşmaya başlar.
Zihin, doğası açısından meditatif değildir. Meditasyonun oluşması için tüm zihnin değişmesi gerekir. Peki, zihnin doğası nedir? Nasıl çalışır?
Zihin her şeyi sürekli sözcüklere dönüştürür. Sözcükleri bilirsiniz, dili bilirsiniz ve düşün- menin kavramsal yapısını bilirsiniz ama bu, düşünmek değildir. Tam aksine, düşünmekten kaçmaktır. Bir çiçek görür ve onu sözcüklere dönüştürürsünüz. Sokakta bir adam görürsünüz, onu sözcüklere dönüştürürsünüz. Zihin var olan her şeyi sözcüklere dönüştürebilir. Ondan sonra da sözcükler birer engel haline gelir. Her şeyin sürekli sözcüklere dönüştürülmesi, sözcükler şeklinde var edilmesi meditatif zihni engeller.
Bu nedenle meditatif bir zihin oluşturmanın ilk adımı, her şeyi sürekli sözcüklere dönüştürdü- ğünüzü fark etmek ve bunu durdurmaktır. Gördüklerinizi yalnızca görün; sözcüklere dökme- yin. Var olduklarının farkında olun ama onları sözcüklere dönüştürmeyin. Bırakın şeyler ve insanlar dil olmadan var olsunlar. Bu, yapması mümkün olmayan bir şey değildir, aksine doğaldır. Doğal olmayan şu andaki durumdur ama ona o kadar alışmışız ki, o kadar mekanik bir hale gelmiş ki, deneyimleri sürekli sözcüklere dönüştürdüğümüzün artık farkında değiliz.
Gün doğumu orada. Onu gördüğünüz an ile sözcüklere dönüştürdüğünüz an arasında geçen zamanın farkında bile değilsiniz. Güneşi görüyorsunuz. Hissediyorsunuz ve anında onu sözselleştiriyorsunuz. Arada geçen süreç gözden kaçıyor. Güneşin doğmasının bir sözcük olmadığını anlamak gerekir. O bir olgudur, bir olandır. Zihin, yaşananları otomatik olarak sözselleştirir. O zaman sözcükler sizinle yaşanılan arasına girer.
Meditasyon, sözcükler olmaksızın yaşamak demektir. Bazen kendiliğinden oluşur. Âşık oldu- ğunuzda varlığını hissettiğiniz şey lisan değildir. İki âşık birbirleri ile yakın ilişkiye girdiklerinde sessizdirler. Bu, ifade edecekleri bir şey yok anlamına gelmez. Tam aksine, ifade edilecek çok fazla şey vardır. Ama sözcükler asla ortaya çıkmaz; çıkamaz. Onlar ancak aşk bittiğinde gelir.
İki âşık hiç sessiz kalamıyorsa bu, aşkın öldüğü anlamına gelir. Aşkın geride bıraktığı boş- luğu sözcüklerle dolduruyorlar demektir. Aşkı yaşarken sözcükler orada olamaz, çünkü aşkın varlığı o derece güçlüdür, o derece içe işler ki dilin ve sözcüklerin engeli aşılır. Zaten genelde bu engeli yalnız aşk aşar.
Meditasyon, aşkın en yüksek noktaya ulaşmasıdır; tek bir insana değil, tüm var olana duyulan aşkın. Bana göre meditasyon, sizi çevreleyen tüm varlıklarla canlı bir ilişkidir. Her duruma âşık olabiliyorsanız, o zaman meditasyon halindesiniz.
Bu bir zihinsel hile de değildir. Zihni hareketsizleştirme metodu da değildir. Zihnin nasıl çalış- tığını çok iyi anlamayı gerektirir. Sözselleştirme, var olanı sözcüklere dönüştürme alışkanlığınızın farkına vardığınızda kendiliğinden bir boşluk oluşur. Bu boşluk, kavrayışı bir gölge gibi izler.
Sorun, nasıl meditasyon halinde olacağınız değil, neden meditasyon halinde olmadığınız sorusuna yanıt bulmaktır. Meditasyonun kendisi negatif bir şeydir. Size bir şey eklemez, size eklenmiş şeyleri olumsuzlar.
Dil olmadan toplum var olamaz. Toplumun dile gereksinimi vardır ama varoluşun yoktur. Dil olmadan yaşamalısınız demiyorum. Onu kullanmak zorundasınız. Ama sözselleştirmenin mekaniğini açıp kapatabilmelisiniz. Toplumsal bir varlık olarak yaşadığınız sürece dilin mekaniğine gereksinmeniz var ama varoluşla baş başa kaldığınızda onu susturmanız gerek. Susturamazsanız, sürer gider ve onu durduramazsınız. O zaman onun esiri olursunuz. Zihin bir araç olmalıdır, patron değil.
Zihin, patron olduğunda ortada meditatif olmama durumu vardır. Siz, sizin bilinciniz patron olduğunda, meditatif durum ortaya çıkar. Bu yüzden meditasyon zihnin işleyiş mekanizmalarını kontrol altına almaktır.
Zihin, yani beynin sözsel işleyişi nihai bir şey değildir. Siz onun ötesindesiniz; varoluş onun ötesindedir, varoluş dilin ötesindedir. Bilinç varoluş ile birleştiğinde en derin anlamda fikir alışverişi ortaya çıkar ki işte bu, meditasyondur.
Dil bir kenara bırakılmalıdır. Onu bastırmanızı ya da tümüyle ortadan kaldırmanızı söylemiyorum. Yalnızca günün yirmi dört saati süren bir alışkanlığınız olmaması gerekir diyorum. Yürümek için bacaklarınızı hareket ettirmelisiniz. Ama oturduğunuzda da bacaklarınız yürü- yüş hareketine devam ediyorsa delirmişsinizdir. Onları durdurabilmelisiniz. Aynı şekilde, kimse ile konuşmazken dil orada olmamalı. O bir iletişim tekniğidir. Siz bir kimse ile iletişim halinde değilken orada olmamalıdır.
Bunu yapabiliyorsanız, meditasyona doğru büyüyebilirsiniz. Meditasyon bir büyüme eylemidir, bir teknik değildir. Bir teknik her zaman için ölü bir şeydir ama bir eylem her zaman yaşayan bir şeydir. Büyür ve gelişir.
Dil gereklidir ama her an onun içinde kalmamalısınız. Hiçbir şeyi sözselleştirmeden, yalnızca var olduğunuz anlar olmalı. Bu bitkiselleşmek anlamına gelmez. Bilinciniz hep oradadır. Ve daha da keskin, daha da canlıdır; çünkü dil, bilinci köreltir. Dil tekrar aracıdır, bu yüzden can sıkıntısı yaratır.
Varoluş asla kendini tekrarlamaz. Her gül yeni bir güldür, baştan aşağı yenidir. Daha önce hiç var olmamıştır, bir daha da olmayacaktır. Ama biz ona gül dediğimiz zaman, “gül” sözcüğü bir tekrardır. Her zaman vardı ve her zaman da var olacaktır. Gülü adlandırdığınızda yeni olanı eski bir sözcükle öldürmüş oldunuz.
Varoluş daima gençtir, oysa dil daima yaşlıdır. Dil yoluyla varoluştan, yaşamdan kaçmış olursunuz; çünkü dil ölüdür. Dilin içine ne kadar girerseniz, o kadar ölü, o kadar körelmiş olursunuz. Bir bilgin tamamen ölüdür; çünkü o, dil ve sözcüklerden başka bir şey değildir.
Sartre, otobiyografisine “Sözcükler” adını verdi. Biz sözcüklerin içinde yaşarız. Yani yaşa- mayız. Sonuçta, elimizde biriktirilmiş bir dizi sözcükten başka bir şey kalmaz. Sözcükler fotoğraflara benzer. Canlı bir şeyi görüp onun resmini çekersiniz. Fotoğraf ölüdür. Ölü fotoğraflardan bir albüm oluşturursunuz. Meditasyonun içinde yaşamamış bir kişi ölü bir albüm gibidir. İçinde yalnız sözel resimler, ölü anılar vardır. Hiçbir şey, hiçbir zaman yaşan- mamıştır; her şey yalnızca sözselleştirilmiştir.
Meditasyon tam anlamı ile yaşamaktır ama ancak sessiz olduğunuzda tam anlamıyla yaşa- yabilirsiniz. Sessiz olun demekle bilinçsiz olun demek istemiyorum. Sessiz ve bilinçsiz olabilirsiniz; ama bu, yaşayan bir sessizlik değildir. Yine asıl noktayı kaçırdınız.
Mantralar aracılığı ile kendinizi hipnotize edebilirsiniz. Yalnızca tek bir kelimeyi tekrar ederek zihninizde öyle bir can sıkıntısı yaratırsınız ki, zihniniz uykuya dalar. Uyur ve bilinçsiz hale geçersiniz. “Ram, ram, ram” diye tekrarlayıp durursunuz, zihniniz uyur. O zaman dil engeli ortadan kalkar ama o sırada siz de artık bilinçsizsiniz.
Meditasyon, ortada dil olmaması demektir ama siz bilinçli olmalısınız. Yoksa var olanın tümü ile tam bir iletişim söz konusu olamaz. Ne mantraların yararı olur, ne de ahenkle tekrarlanan sözcüklerin. Oto-hipnoz meditasyon değildir. Tam aksine oto-hipnotik durumda olmak bir gerilemedir. Dilin ötesine geçemez, gerisine düşer.
Bu nedenle mantraları ve bütün bu teknikleri bırakın. Sözcüklerin orada olmadığı anların var olmasına izin verin. Bir mantrayı tekrarlayarak sözcüklerden kurtulamazsınız; çünkü bu iş, işlem için de sözcükler kullanılır. Sözcükler aracılığı ile dilden kaçmanız mümkün değildir.
Öyleyse ne yapmalı? Gerçekte, anlamaktan başka yapabileceğiniz bir şey yok. Yapabileceğiniz şey yalnızca sizin bulunduğunuz yerden gelebilir. Zihniniz karışıksa ― kaos içindeyse ― meditasyon durumunda değilsiniz, zihniniz sessiz değil. Bu yüzden, sizden kaynaklanacak her şey daha fazla karışıklık yaratacaktır. Şimdi yapılabilecek tek şey, beynin nasıl çalıştığının farkında olmaya başlamaktır. Hepsi bu kadar; yalnızca farkında olun. Farkındalığın sözcüklerle hiçbir ilgisi yoktur. O, varoluşçu bir eylemdir; zihinsel bir işlem değildir.
Onun için ilk yapılacak şey farkında olmaktır. Zihinsel faaliyetlerinizin ve beyninizin nasıl çalıştığının farkında olun. Zihnin işleyişinin farkında olduğunuz an, siz zihin olmaktan çıkarsınız; uzaktan gözlemleyen bir tanık, bir gözlemci olursunuz. Farkındalığınız arttıkça yaşanan ile sözcükler arasındaki boşluğun daha fazla farkına varacaksınız. Boşluklar hep oradadır ama siz onların o kadar farkında değilsiniz ki, asla görünmezler.
İki sözcük arasında ne kadar minik, ne kadar fark edilemez olsa da daima bir boşluk vardır. Yoksa iki sözcük, iki sözcük olarak kalamazdı; bir olurlardı. Müzikte iki nota arasında daima bir boşluk, bir sessizlik vardır. Aralarında bir boşluk olmasaydı iki ayrı sözcük ya da iki ayrı nota olmazlardı. Sessizlik her zaman oradadır ama kimse onun farkında değildir, ona dikkat etmez, onu hissetmez.
Farkındalık arttıkça zihin yavaşlar. Bu orantı hep mevcuttur. Farkındalığınız ne kadar az ise, zihniniz o kadar hızlı çalışır. Zihniniz daha çok farkında oldukça çalışması yavaşlar ve düşünceler arasındaki boşluklar büyür. İşte o zaman onları görebilirsiniz.
Bu tıpkı bir film gibidir. Projektör cihazı yavaşlayınca iki kare arasındaki boşluğu görebilir- siniz. Elimi kaldırırken, bu hareketi binlerce karede çekmek gerekir. Her biri ayrı bir fotoğraf olacaktır. Bu binlerce ayrı resim gözünüzün önünden boşlukları göremeyeceğiniz bir hızla geçerse, o zaman elimi kaldırışımı bir hareket olarak görebilirsiniz. Ama ağır oynatılırsa boşluklar görülebilir.
Zihin de tıpkı bir film gibidir. Boşluklar oradadır. Zihninize ne kadar dikkat ederseniz onları o kadar çok görebilirsiniz. Tıpkı bir geştalt (tüm parçalarından farklı olan ve parçalarının hiç birinde var olmayan özelliklere sahip bulunan bütün) resmi gibidir; aynı anda iki belirgin imaj içeren bir resim. İki imajı da görebilirsiniz ama aynı anda değil. Yaşlı bir kadın resmi de olabilir, genç bir kadın resmi de olabilir. Ama bir tanesine odaklandığınızda diğerini göremezsiniz. Ötekine odaklandığınızda birinciyi kaybedersiniz. İki imaj gördüğünüzden son derece emin bile olsanız, ikisini aynı anda göremezsiniz.
Zihinde de aynı şey olur. Sözcükleri görüyorsanız boşlukları, boşlukları görüyorsanız sözcükleri göremezsiniz. Her boşluğu bir sözcük, her sözcüğü de bir boşluk takip eder ama ikisini aynı anda görmeniz mümkün değildir. Boşluklara odaklandığınızda sözcükler kaybolur ve meditasyona geçersiniz.
Yalnızca sözcüklere odaklanmış bir bilinç, meditatif olmayan bir bilinçtir. Yalnızca boşluklara odaklanmış zihin ise meditatiftir. Boşlukların farkındayken sözcükler kaybolur. Dikkatle izlerseniz, sözcüklerin orada olmadığını, yalnız boşluk olduğunu görürsünüz.
İki sözcük arasındaki farkı anlayabilirsiniz ama iki boşluk arasındaki farkı anlayamazsınız. Sözcükler her zaman çoğuldur, boşluk her zaman tekildir. Boşluklar birleşir ve tek bir boşluk haline gelirler. Meditasyon boşluğa odaklanmaktır. O zaman bütün geştalt değişir.
Bilinmesi gereken bir şey daha var. Geştalt resmine bakarken dikkatiniz yaşlı kadına odaklanmışsa öteki resmi göremezsiniz. Ama ona odaklanmaya devam ederseniz, tüm dikkati- nizle yaşlı kadına odaklanmayı sürdürürseniz, yaşlı kadının aniden kaybolup diğer resmin ortaya çıktığı bir an gelecektir.
Neden böyle oluyor? Çünkü zihin çok uzun bir süre bir yere odaklanamaz. Değişiklik gerekir ya da zihin uyur. Bu ikisinden başka bir olasılık yoktur. Tek bir şeye odaklanmayı sürdürdü- ğümüzde zihniniz uykuya dalar. Sabit kalamaz; o bir sürekliliktir, yaşayan bir şeydir. Zihni- nizin sıkılmasına izin verirseniz, odaklandığınız şeyin tekdüzeliğinden kaçar. O zaman yaşamını rüyalarda sürdürür.
Bu, Mahesh Yogi tarzı meditasyondur. Sükûnet içerir, insanı tazeler, beden sağlığınıza ve zihinsel dengenize katkıda bulunur ama meditasyon bu değildir. Aynı şey oto-hipnoz ile de yapılabilir. Hintçe’deki mantra sözcüğünün anlamı telkindir, başka bir şey değil. Bunu meditasyon sanmak ciddi bir hata olur. Çünkü değildir. Buna inandığınız sürece gerçek meditasyonu arayamazsınız. Bu tip uygulamalar ve bunların propagandasını yapanlar ger- çekten zararlı oluyorlar. Bunlarla yalnızca, kendinizi psikolojik olarak uyuşturursunuz.
Dolayısıyla, hiçbir mantra ya da başka iteleyici sözcük kullanmayın. Sadece sözcüklerin farkında olun, zihniniz otomatik olarak boşluklara odaklanacaktır.
Sözcüklerle özdeşleşirseniz, bir sözcükten ötekine atlarsınız ve boşluğu yitirirsiniz. Bir sonraki sözcük odaklanacak yeni bir şeydir. Zihin değişmesini sürdürür; odak değişir. Ama sözcüklerle özdeşleşmediğiniz zaman siz sadece bir tanık olursunuz. Uzaktan, ilgisizce sözcüklerin geçişini seyredersiniz. O zaman odak tümüyle değişir ve boşluğun farkına varır- sınız. Bu, sokakta insanların geçişini seyretmek gibi bir şeydir; bir insan geçti, diğeri henüz görünmedi. Bir boşluk olur; sokak boştur. İzliyorsanız, boşluğu tanırsınız.
Boşluğu tanır tanımaz da içine girersiniz; kendinizi onun içine atlamış bulursunuz. O, dipsiz bir kuyudur. Son derece huzur verici, son derece bilinçlendiricidir. Boşluğun içinde olmak meditasyondur, değişimdir. Artık, dile gereksinim yoktur; dili bir kenara bırakırsınız. Bu bırakma bilinçlidir. Sessizliğin, sonsuz sessizliğin farkındasınızdır. Onun bir parçası haline gelirsiniz, onunla bir olursunuz. Dipsiz kuyuyu “öteki” olarak değil, kendiniz olarak algılar- sınız. Bilirsiniz ama şimdi siz bilgisiniz. Boşluğu izlersiniz ama artık izleyen izlenmektedir.
Sözcükler ve düşünceler söz konusu olduğunda siz yalnızca izleyicisisiniz. Onlardan ayrısınız, bir tanıksınız ve onlar, “öteki.” Sözcükler olmadığında siz boşluksunuz ama yine de bunun farkındasınız. Sizinle boşluğun arasında, bilinç ile varoluş arasında artık bir engel kalmamıştır. Engel olan sözcüklerdi. Şimdi varoluş durumundasınız. Bu, meditasyondur; Varoluşla bir olmak, tümüyle onun içinde ama hâlâ bilincinde olmak. Zıtlık buradadır, paradoks budur. Hem bilinçli hem de onunla bir olduğunuz bir durum yaşadınız.
Genelde bir şeyin bilincinde olduğumuzda, o şey öteki olur. Bir şeyle özdeşleştiğimizde o şey öteki olmaz. Ama artık bilinçli değilizdir ― örneğin öfkeliyken ya da seks yaparken. Ancak bilinçsizken onunla bir olabiliriz.
Seksin bu kadar çekici olmasının nedeni, bir an için bir olunabilmesidir. Ama o anda siz bilinçsizsiniz. Bilinçsizliği istersiniz çünkü bir olmayı istiyorsunuz. Ama bir olmayı istedikçe daha da bilinçli olursunuz. O zaman seksin mutluluğunu duyamazsınız, çünkü o mutluluk bilinçsizlikten kaynaklanıyordu.
Bir haz anında bilinçsiz hale gelebilirsiniz. Bilinciniz bir kenara atılmıştır. Bir an için dipsiz bir kuyudaydınız ama bilinçsizdiniz. Bu hali aradıkça daha da kaybedersiniz. Sonunda yine seksin içinde olduğunuz bir zaman gelir ve artık bilinçsizlik anı oluşmaz. Dipsiz kuyu yitirilmiştir, mutluluk yitirilmiştir. O zaman eylem aptalca bir hale gelir. Yalnızca mekanik bir boşalmadır, hiçbir spiritüel yönü yoktur.
Yalnızca bilinçsiz bir olmayı biliriz. Meditasyon ise bilinçli bir oluştur. Cinselliğin aksi kutbudur. Seks bir kutuptur ― bilinçsiz bir olma; meditasyon öteki kutuptur ― bilinçli bir olma. Seks bir olmanın en alçak düzeyidir, meditasyon ise zirvesi. Aradaki fark bilinçliliktir.
Batı artık meditasyona ilgi duyuyor, çünkü seksin çekiciliği kalmadı. Bir toplum cinselliği bastırmadığında, ardından meditasyon gelir; çünkü kısıtlanmamış cinsellik seksin romantizmi ve büyüsünü yok eder, seksin spiritüel yönü ölür. Seks fazlası ile yaşanıyor ama onun içinde bilinçsiz olmayı sürdüremiyorsunuz.
Cinselliğin bastırıldığı bir toplum cinsel olmaya devam eder ama kısıtlanmamış, özgür bir toplum sonsuza dek cinsel kalamaz. Bunun aşılması gerekir. Bu yüzden bir toplum cinselse, meditasyona ilgi başlar. Bana göre seks açısından özgür olmak, bir toplum için arayışa doğru atılan ilk adımdır.
Kuşkusuz, arayış bir kere ortaya çıktığında ― Doğu’da olduğu gibi ― sömürülebilir de. Gurular bulunabilir; ithal edilebilir. Ve ediliyorlar. Ama o gurulardan yalnız bir takım numaralar, hileler öğrenilebilir. Anlayış yaşamdan, yaşamaktan kaynaklanır. Verilemez, aktarılamaz.
Ben size anlayışımı veremem, yalnızca ondan söz edebilirim. Onu kendiniz bulmalısınız. Yaşamın içine dalmanız gerekiyor. Hata yapmanız, başarısız olmanız, pek çok hayal kırıklığı yaşamanız gerekiyor. Ama meditasyona giden yol hatalardan, düş kırıklıklarından ve gerçekten yaşayanlarla karşılaşmaktan geçer. Bu yüzden onun bir büyüme olduğunu söylü- yorum.
Anladıklarınızı bir başkasından sağlıyorsanız, bu anlayış entelektüel düzeyde kalır. Bu yüzden Krishnamurti’nin sizden yapmanızı istediğini yapmanız mümkün değil. O imkânsızı yapmanızı istiyor. “Beni entelektüel düzeyde anlamayın,” diyor; oysa, bir başka insandan, entelektüel kavrayıştan başkasını alamazsınız. Bu nedenle Krishnamurti’nin çabaları anlamsız kalmıştır. Söylediği otantiktir ama karşısındakilerden entelektüel anlayıştan ötesini istediğinde imkânsızı istemiştir.
Ama entelektüel kavrayış da yeterli olabilir. Benim söylediklerimi entelektüel düzeyde anlayabiliyorsanız, söylenmeyeni de anlayabilirsiniz. Boşlukları da anlayabilirsiniz, söylemediklerimi, söyleyemediklerimi. Kavrayış ilk adımda entelektüel olacaktır, çünkü zekâ bir kapıdır. Asla spiritüel olamaz. Spiritüelllik içteki bir mihraptır.
Sizinle yalnız entelektüel biçimde iletişim kurabilirim. Söylediklerimi gerçekten anlıyorsanız, o zaman söylenmeyen hissedilebilir. Sözcükler olmadan iletişim kuramam ama ben sözcükleri kullandığım kadar sessizliği de kullanıyorum. Her ikisinin de farkında olmak zorunda- sınız. Yalnızca sözcükler anlaşıldığında olan, iletişim değildir. Ancak, boşlukların da farkında olduğunda tam iletişim olur.
İnsanın bir yerlerden başlaması gerekir. Her başlangıç sahte bir başlangıçtır ama gene de başlanmalıdır. Sahte başlangıçlarla, karanlıkta, el yordamı ile kapı bulunur. Yalnız gerçek başlangıcı bulduğunda başlamayı bekleyen, hiçbir zaman başlayamaz. Doğru yöne atılan sahte bir adım bile bir adımdır, bir başlangıçtır.
Dilin, sözcüklerin, aynı zamanda da boşlukların farkında olmanızı bu yüzden söylüyorum. Bilinçli bir çaba harcamadan boşlukların farkına vardığınız anlar olacaktır. Bu, ilahî olanla, varoluşla karşılaşmadır.
Bu karşılaşma olduğunda, ondan kaçmayın. Onunla olun. En başta korkutucu olabilir; bu, kaçınılmaz. Bilinmeyenle yüz yüze gelinince korku ortaya çıkar, çünkü bilinmeyen ölümdür. Bu nedenle boşluk karşısında ölümün size yaklaşmakta olduğunu hissedersiniz. Öyleyse ölü olun! Onun içinde olun, boşluğun içinde tamamen ölün. Yeniden canlandırılacaksınız. Sessiz- lik içinde ölümünüzü yaşadığınızda hayat yeniden canlanır. Ve siz ilk kez gerçekten yaşar- sınız.
İşte bunun için meditasyon ― bana göre ― bir metot değil, bir işlemdir; bir teknik değil, bir kavrayıştır. Öğretilemez, ancak yolu gösterilebilir. Meditasyon konusunda bilgilendirilemez- siniz, çünkü hiçbir bilgi aslında bilgi değildir; dışarıdan gelen bir şeydir. Meditasyon ise içi- nizin derinliklerinden gelir.
Bu yüzden araştırın, arayan olun, mürit değil. O zaman bir gurunun değil, yaşamın tümünün müridi olursunuz. O zaman yalnızca sözcükler öğreniyor olmazsınız. Spiritüel öğreti sözcük- lerden değil, boşluklardan ve her an sizi çevreleyen sessizliklerden gelir. Kalabalık içinde, markette, pazarda bile oradadırlar. Sessizlikleri, onların içindeki ve dışındaki boşlukları arayın; bir gün meditasyon içinde olduğunuzu göreceksiniz.
Meditasyon size gelir. Her zaman gelir; siz onu getirtemezsiniz. Ama onu aramak gerekir; çünkü yalnız, arayış içindeyken ona açık ve savunmasız olursunuz. Ona ev sahipliği yaparsınız. Misafir meditasyondur. Onu davet eder ve beklersiniz. Hazır olan, arayan ve açık olan herkese gelir.
Ama onu bir yerlerden öğrenmeyin, yoksa oyuna gelirsiniz. Zihin hep kolay olanı ister. Bu konudaki sömürüler de bunlardan kaynaklanır. Ortaya guruluk çıkar ve spiritüel yaşamı zehirler.
En tehlikeli insan bir başkasının spiritüel arayışını kullanandır. Birisi sizin tüm malınızı, para- nızı çalarsa bu o kadar önemli değildir, size ihanet ettiyse bunun da fazla önemi yoktur; ama bir kişi sizin meditasyonu, ilahî olanı ve vecdi arayışınızda sizi kandırırsa, hatta yalnızca oyalarsa bile bu, çok büyük bir günahtır ve affedilemez.
Ama bu yapılıyor. Bu yüzden uyanık olun ve hiç kimseye, “Meditasyon nedir? Nasıl yapa- bilirim?” diye sormayın. Bunun yerine ne gibi engeller olduğunu sorun. İnsanların neden sürekli meditasyon halinde olmadıklarını, büyümenin nerede durdurulduğunu, aksaklığın nerede olduğunu sorun. Ve bir guru aramayın, çünkü gurular zarar verir. Size hazır reçeteler verenler dost değil, düşmandır.
Karanlıkta el yordamı ile arayın. Başka yapacak bir şey yoktur. Karanlıkta arayış size, sizi karanlıktan kurtaracak kavrayışı getirecektir. “Gerçek, özgürlüktür.” Bu özgürlüğü kavrayın. Gerçeğin yolu hep kavrayıştan geçer. Bu, karşılaştığınız ve tanıdığınız bir şey değildir; geli- şerek ulaştığınız bir şeydir. Onun için kavrayışın peşinde olun, çünkü ne kadar çok şeyi kavrayabilirseniz gerçeğe o kadar yaklaşırsınız. Sonunda, hiç bilinmeyen, beklenmeyen, önceden kestirilemeyen bir anda, kavrayış en üst noktasına vardığında, kendinizi o dipsiz kuyunun içinde bulursunuz. Artık siz yoksunuz, meditasyon var.
Meditasyon sizin daha “fazlanız” değildir, hep sizin ötenizdedir. Dipsiz kuyudayken medi- tasyon vardır. Orada ego yoktur, siz de yoksunuz. “Olmak” var. Tanrı’ya göre din budur; nihai varoluştur. Aslında bütün dinlerin, bütün arayışların özüdür ama bir yerlerde hazır sizi bekliyor değildir. Bu yüzden “aradığın bende var” diyen herkese karşı uyanık olun.
Karanlıklar içinde arayışınıza devam edin ve başarısızlıklardan korkmayın. Onları kabullenin ama aynı hataları tekrarlamayın. Gerçeği ararken yanlışlar yapan insan daima affedilir. Bu, varoluşun derinliklerinden gelen bir vaattir.
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır